Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri Kimdir?

Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri kimdir makalemize hoş geldiniz. Yazımızda sizlere İbrahim Hakkı hazretlerinin hayatı, eserleri, düşünceleri ve bilime yapmış olduğu katkılar detayları ile verilmiştir. Kapsamlı bilgi için yazımızı okumaya devam edebilirsiniz.

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri Kimdir?

İbrahim Hakkı, Erzurum’un Pasinler olarak da bilinen Hasankale ilçesinde 18 Mayıs 1703 yılında doğmuştur. İbrahim Hakkı, kendi doğumuna bir şiirinde>> Hicretin tarihi binyüzonbeş oldu ol bahar >> Kal’ay-ı Ahsen’de İbrahim Hakkı doğdu zar), şeklinde tarih düşürmektedir.

Hicrideki bu tarih miladi takvimde 1703 yılına denk gelmektedir. Babası, daha bebekken Erzuruma gidip Habip Baba isimli zattan tasavvuf tahsiline başlar. Babası, Osman Efendi altı yaşındayken annesini kaybeden İbrahim Hakkı’yı amcalarına emanet ederek Habip Babayla birlikte şöhretini duydukları İsmail Fakirullah’a intisap etmek üzere Tillo’ya giderler.

Sekiz yıl sonra amcası, İbrahim Hakkı’yı da buraya getirir. 17 yaşında babası vefat edince buradan ayrılıp Hasankale’ye dönen İbrahim Hakkı, bir süre sonra tekrar Tillo’ya giderse de hocasının ölümüyle bu kez Erzurum’a gelerek Yukarı Habip Efendi camisinde imamlığa başlar. 1738 yılında hacca giden İbrahim Hakkı, 1747 yılında imamlığı bırakıp İstanbul’a gider.

Sultan I. Mahmut’la görüşerek saray kütüphanesinde çalışma izni alan İbrahim Hakkı, müderrislik yapma izni alarak Erzurum’a döner. Kendisine aynı zamanda Erzurum’daki Abdurrahman Gazi zaviyedarlığı da verilen İbrahim Hakkı, bu sırada Marifetname isimli meşhur eserini de yazmaya başlar. Bir süre sonra gümrükçü dostu Sun’ullah Ağa’yla birlikte 1755 yılında tekrar İstanbula gider, araştırmalarına devam eder ve tekrar Erzurum’a dönüp Hasankale’de ikamet etmeye başlar. Burada bir taraftan öğrenci yetiştirirken, bir taraftan da Marifetname’sini tamamlar.

1762 yılına kadar bu görevini sürdüren İbrahim Hakkı, servetini ve mal varlığını çocukları ve eşleri arasında paylaştırdıktan sonra üçüncü kez Tillo’ya gitmiş ve ömrünün son yıllarını burada geçirmiştir. 1775 yılında rahatsızlanan İbrahim Hakkı, 5 yıl süren bir hastalığın ardından 1780 yılında vefat etmiştir. Türbesi Tillo’dadır.

İbrahim Hakkı’nın yetişmesinde etkili olan ilk şahsiyet babası olup, okuma yazma zevkini babasından almıştır. Babası, yazmış olduğu hatıralarında oğlunun dört buçuk yaşından itibaren okuyup yazmaya başladığını, bir iki kere okuyunca hemen ezberlediğini, anlayış ve kavrayışının ileri seviyede olduğunu belirtmiştir. Yetişmesindeki ikinci önemli şahsiyet İsmail Fakirullah’tır. Tasavvuf zevki ve sevgisini bu hocasından almıştır.

İbrahim Hakkı Hazretleri Eserleri

İbrahim Hakkı Hazretlerinin pek çok kitabı vardır. Bunlardan bazıları şöyledir:

  1. Divan, onun tüm şiirlerinin toplandığı ilk kitabıdır. Divan-ı İbrahim Hakkı, Divan-ı ilahiyat ve Divan-ı İlahiname gibi adlarla tanınmıştır. Oğlu İsmail Fehim’e ithaf ettiği bu kitap, tasavvufi bir aşkla söylenmiş değerli bir divandır.
  2. Marifetname isimli eseri, ansiklopedik tarzda bir kitaptır. Pozitif bilimler, tasavvuf, felsefe, din gibi pek çok konuyu ele aldığı bu eseri, uzun araştırmalarının bir sonucudur. Kitap, bir önsözle üç fen ve bir de hatimeden oluşmuştur. Her fenni bölümlere, bölümleri fasıllara, fasılları da nevilere ayırmıştır.

    İbrahim Hakkı, kitabı hakkında verdiği bilgide bu kitabı oğlu Ahmet Naimi için yazdığını belirtmektedir. Yazma gayesini de şöyle açıklamıştır: Allah iki alemi de insan için, insanı da Yüce Zatın’ tanıması için yaratmıştır. Yüce Varlığın bilinmesi de öncelikli olarak insanın kendisini bilmesine bağlıdır. Kendini bilmek ise bedeni tanımaya bağlıdır.

    Bedeni bilmek, alemi tanımaya, alemi tanımak da hakiki ilimleri bilmeye bağlıdır. Bu bakımdan bu kitapta pek çok bilime yer verilmiştir. Önsözde metafizik varlıklardan, birinci fende evrenin meydana gelişi ve ilgili bilimlerden, ikinci fende insan bedeni ve bununla ilgili bilimlerden, üçüncü fende de insan ruhu ve tasavvuftan söz edilmiş, hatime yani sonuç kısmında ise ahlaki konulardan bahsedilmiştir.

  3. İrfaniyye, insanın kendini bilmesi konusuna hasredilmiş tasavvufi bir eserdir.
  4. İnsaniyye, Türkçe, Arapça ve Farsça tasavvufi şiirlerden seçtiği güldeste tarzı eseridir.
  5. Mecmuatü’l-Meani, muhtelif konulardan oluşmuş manzum ve mensur bir eserdir.

İbrahim Hakkı Erzurumi, bu beş eserine ana eserlerim demiştir. Evlat eserlerim dediği eserleri ise Tuhfetü’l-Kiram, Nuhbetü’l-Kelam, Meşariku’l-Yüh, Sefine-i Ruh, Kenzü’l-Fü-tuh, Definetü’r-Ruh, Ruhu’ş-Şüruh, Ülfetü’l-Enam, Urvetül-İslam ve Hey’etü’l-İslam adlarını taşımaktadır.

İbrahim Hakkı Hazretleri Felsefi Görüşleri

İbrahim Hakkı, Meşşai felsefede olduğu gibi varlığı vacip ve mümkün olmak üzere ikiye ayırmıştır. Vacip varlık, varlığında noksanlık bulunmayan, kendi kendine var olan, kendine yeten varlıktır ki bu Tanrı’dan başkası değildir. Mümkün ise var olmak için başkasına ihtiyaç duyan demektir ki bu da Tanrı’dan başka bütün varlıklardır. Öyleyse Tanrı’dan başka her varlık, var olabilmek için Tanrı’ya muhtaçtır.

O, dikkatleri gökyüzüne çekerek bu muazzam varlıkların kendiliğinden olamayacağını anlatmıştır. Bunu “Yer ve göklerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde akıl sahipleri için deliller vardır. (Ali İmran, 190) ayetiyle destekleyen İbrahim Hakkı, Allah’ın varlığını kendi gönlümüzde bulmamızı tavsiye etmektedir.

İslam Felsefesi içerisinde daha önce bahsedilmiş olan yaratma kademeleri anlayışından Erzurumlu İbrahim Hakkı da Marifetname’sinde geliştirerek söz etmektedir. Buna göre Allah önce aklı, sonra feleği ve sonra onun nefsini yaratmıştır. Her akıldan bir akıl, bir felek ve bir nefis olmak üzere toplam on akıl, dokuz felek ve nefsle ay üstü âlemin yaratılmasının tamamlanıp ay altı âleme geçildiğinde önce dört unsurun yaratıldığını söylemiştir.

Ay altı âlemdeki varlıklarını toprak, hava, su ve ateşin belli oranlarda karışmasından meydana geldiğini belirten İbrahim Hakkı, ilk önce kaygan çamurdan madenlerin yaratıldığını ifade etmiştir. Madenler mutavassıt (ara varlık) varlık olan mercanın oluşumuyla gelişmelerini tamamlayınca bitkilerin yaratılmasına başlanmıştır.

Sonra bitkiler, mutavassıt olan hurmanın yaratılışıyla gelişmesini tamamlayıp hayvana geçilir. Hurma, mutavassıttır ve büyümesiyle bitki, çoğalmasıyla hayvan cinsinin özelliklerini taşır. Hayvanlardaki mutavassıt varlık ise nasnas denilen bir maymun türüdür. Nasnas, hayvanlardaki en gelişmiş varlıktır ve bununla hayvanların yaratılması da tamamlanmış ve insanın yaratılması başlamıştır.

İbrahim Hakkı’ya göre insan, değerli bir varlıktır. Çünkü insan ahlaki bir varlıktır. İnsanın amacı, bir takım tutkuların, ihtirasların, geçici heveslerin peşinde koşmak değil, kalıcı, sonsuz isteklerin peşinde olmaktır. İslam ahlak felsefesinin temel erdemleri adalet, doğruluk, itidal ve hikmettir. Hikmet, aklı kullanıp iyiyi kötüyü, doğruyu yanlış’ anlamak, kötüyü ve yanlışı terk edip iyiyi ve doğruyu yapmaktır.

Adalet, toplumun her kesiminde hak ve hukuka riayet etmektir. Nitekim Hz. Peygamber de “sizin en hayırlınız, insanlara en fazla faydalı olanınızdır” buyurarak herkesin hakkına ve hukukuna riayet etmek gerektiğini söylemiştir. Doğruluk da önemli bir erdemdir ve Kur’an’daki (emrolunduğun gibi dosdoğru ol), ayeti de inananlardan doğru olmalarını istemektedir. itidalli olmak da önemlidir. Bu da iki aşırılık arasında orta düzeyde olanı tercih etmektir. Ahlakta önemli bir ilke de çalışmaktır. Tembellik, kötüdür ve kötülüklere yol açar.

İbrahim Hakkı, Allah’ın insanı yarattığında kendi ruhundan üflediğini, insanın bu sebeple de değerli olduğunu söylemiştir. İnsan, ruhundaki kuvvetlerle olgunlaşır. Kendini iyi yetiştiren insanlar, insan-ı kâmil denilen dereceye ulaşırlar. Kamil insan, gönlü zengin olan insandır. Bunun dışında hayatını düşünmeden, sorgulamadan geçiren bayağı insanlar, malıyla mülküyle övünüp böbürlenen insanlar da vardır. Ama asıl değerli olan insanlar, insanı kâmil mertebesinde olanlardır.

İbrahim Hakkı, güzel ahlaki öğütleyen ve bunları kendi yaşantısında uygulayan büyük bir şahsiyettir. Şöhret olmayı sevmemiş, zenginliğe değil insanın kişiliğine önem vermiştir. Mütevazı bir hayat süren İbrahim Hakkı, kalender bir kişiliğe sahiptir. Fakirlere yardım etmiş, sıkıntıda olanların sıkıntılarını gidermiş, kendisini başkalarından üstün görmemiştir.

İbrahim Hakkı Hazretleri Bilime Katkıları 

İbrahim Hakkı, dini ve tasavvufi bilimlerde değil, aynı zamanda müspet bilimlerde de geniş bilgi sahibidir. Sanat ve bilimin toplum ahlakının iyileştirilmesi yolunda kullanılmasını savunan İbrahim Hakkı, pozitif bilimlerin gerçekliğine inanan, kalkınma ve ilerlemenin bilimle olabileceğini savunan ve yaşadığı 18. yüzyılda bir Rönesans yapmak isteyen ileri görüşlü bir bilim ve fikir adamıdır.

Dini bilgiyle bilimsel bilgi arasında çatışma değil, uyumluluk olduğunu ve İslam dininin bilimi teşvik ettiğini belirten İbrahim Hakkı, ‘kim ki müspet bilimin bulgularını çürütmek için dini deliller ileri sürerse, dine büyük zarar verir. Çünkü bilimsel verilerin doğruluğuna ilişkin matematiksel ve akli deliller vardır” diyerek yaşadığı çağda bilime karşı olan çevrelere adeta cevap vermektedir.

Bununla birlikte yine de bu tür insanların saldırılarına karşı, Marifetname’sinde onların anlayabileceği tarzda açıklamalarda da bulunan İbrahim Hakkı’yı layık-ı vech ile anlayabilmek için bu tür açıklamalarını dikkate almamak gerekmektedir.

Paylaş


Duyuru:

Arkadaşlar çok talep olduğu için yalnızca sosyal medya hesaplarından yazıyı paylaşan kişilere gönderim yapıyoruz. Lütfen gönderiyi paylaştığınız link ve e-posta adresinizle yorum yapınız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Duyuru:

Arkadaşlar çok talep olduğu için yalnızca sosyal medya hesaplarından yazıyı paylaşan kişilere gönderim yapıyoruz. Lütfen gönderiyi paylaştığınız link ve e-posta adresinizle yorum yapınız.